1. Yıkılmayan ağacın yeri belli olmaz !
2. Hıyara kıyasla turba şükür!
3. Meyvası çamura düşüyor diye ağaca mı lanet edilir?
4. Hekim hastasını nadiren tedavi, genellikle teselli eder.
5. Üniversiteye girip te çıkamayanlara profesör denir.
6. Okumak sanatı esasları hatırlamak, ayrıntıları unutmaktır.
7. Bence en acınacak insan, görevinde ücretten başka bir şey alamayandır.
8. Hayat denklemi: Çalışma (10) x Doğruluk (10) x Bilgi (10) x Güzellik (10) x Şans (0) = 0
9. Biz sidikle pislik arasından dünyaya geldik, öğünmemiz nedendir?
11. Hayat üstü pamuklarla örtülü bir kazık tarlasıdır.
12. Hayatta bütün setler üzerinden geçilmek için yapılmıştır, önünde durulmak için değil!
13. Dilediğin gibi yaşa, nasılsa öleceksin!
14. Yükselmek için kendi ayaklarınızı kullanınız, başkalarının sırtı ve ellerini değil!
15. İyilik belki unutulur ama ölmez. Kötülük ölür ama unutulmaz.
16. Göz medeniyetler yapar fakat medeniyetler göz yapamaz.
17. Moloz alma adam al. Adam yoksa hiç kimseyi almamak hırdavat almaktan iyidir.
18. Sevmek oturup birbirine bakmak değil, belki beraberce aynı yöne bakmaktır.
19. Söndüremeyeceğin ateşi yakma!
22. Yaşlılık gözlerde başlar, genital organlarda biter.
26. Gülme bunlara, doktor gülmez, tebessüm eder!
28. Herkesin ter kokusu ayrıdır, parmakizi gibidir.
29. Yüksek makamlar yalçın kayalara benzer. Oralara nadiren kartallar, çoğunlukla kertenkeleler çıkar.
30. Yolun ilerisini göremiyorsanız dönemece gelmişsiniz demektir.
31. Aşk hayatta her yaşta insana musallat olan bir hastalıktır.
32. Kader size bir limon verdiyse, ondan limonata yapacaksınız!
Filed under: Genel | Leave a Comment
Tags: özlü, sözler
Kazanan kim?
küçük bir kahvehane 3 ortak her birinin altında son model arabalar
nasıl kazanıldı kahvehanede kumar oynatıyor bu adam vergi vs ödemiyor okul fln okumamış ama benden daha çok kazanıyor.bu adamın kumar oynattığı adamlar kumarı kaybettimi eve gidip karısını çoçuğunu dövüyor türk aile yapısı etkileniyor
bu adam kahveye borcu olduğu için hırsızlık yapıyor toplum etkileniyor
bu adam içki sigara içiyor kendini mahvediyor karısını dövüyor buna şahit olan çoçuklar okulda arkadaşları ile kavga edip okulda huzursuzluk çıkartıyor diğer çoçukların okuma hakkını elinden alıyor.
bu adam kahvede bu sefer kazanacam diye borç alıyor borcunu ödemiyor başkası etkileniyor oda bir başkasını etkiliyor.
sonunda adam intihar ediyor arkasında gözü yaşlı bir aile bırakıyor 2 çoçuk olsa bu çoçuklara sahip çıkılmazsa sonraları babaları gibi olma ihtimali % 60
çoçukların düzgün bir aile ortamında yetişmediğini düşünürsek
kapkaç gasp tiner hırsızlık gibi işlere başlıyorlar.bir kaç kişi bıçaklıyorlar sonra bi köprünün altında ölü bulunuyorlar.
anneyi zaten sormayın
peki kazanan kim ?
Filed under: Kaos Teorileri | 1 Comment
Tags: aile, kaos, kazanan, kumar
Kaos Teorisi Nedir?
Bir mıh bir nalı kurtarır
Bir nal bir atı kurtarır
Bir at bir yiğidi kurtarır
Bir yiğit bir orduyu kurtarır
Bir ordu bir savaşı kurtarır
Bir savaş bir ülkeyi kurtarır’’
Anonim
Yukarıdaki tekerleme ile kaos teorisi arasındaki bağlantı nedir diye sormayın.
Teoriyi açıklayınca mıh -yani eski dilde çivi- ile bir ülke arasındaki
bağlantıyı göreceğiz. Şimdilik çiviye başlangıç değeri, ülkenin kurtulmasına
da sonuç diyelim ve kaos teorisini açıklamaya başlayalım.
Kaos kelimesi insanda pek de hoş olmayan çağrışımlar yapar. Karmaşıklık,
belirsizlik ve hatta anarşi. Bilimde ise kaos kelimesi belirlenemezlik
olarak kabul edilir. Yani günlük yaşamda kullanımı ile bilimde kullanımı
oldukça farklıdır.
Bilim dünyasında yüzyıllarca doğanın öngörülebilir yani determinist olduğu
düşüncesi yaygındı. Eğer bir doğa olayını matematiksel olarak modellerseniz
basit neden sonuç ilişkisine göre sonucu öngörebilirsiniz. Yani olan bir
şey rasgele olmaz. Bu fikir doğrudur da aslında… Bir çok doğa olayının
tam anlamı ile tanımlanmış matematik modelleri vardır. Determinizm ilkesine
göre bu matematiksel ifadelere gerekli değerleri koyduğunuzda sonucu elde
edersiniz. Fakat bir sistemin determinist olması onun öngörülebilir olması
anlamına gelmez. Garip ama gerçek.
Hikayemiz ENIAC ile başlıyor. 1940’ların sonuna doğru balistik hesaplamalar yapmak için ilk bilgisayar ENIAC geliştirildiği zaman bilim dünyasını büyük bir iyimserlik ve heyecan kaplamıştı. Bu günkü bilgisayarlardan farklı olarak ENIAC bir odayı dolduracak kadar büyüklükte ve tonlarla ifade edilen ağırlıktaydı. Yine de bu hantal alet yeni ufuklar vaat ediyordu. Özellikle meteoroloji alanında herkes heyecanlıydı. Bu aşırı iyimserliğin ve umudun nedeni şuydu; eğer elinizde bir saniyede binlerce toplama, çıkarma, bölme ve çarpma vs. yapabilen bir makine varsa gelecekteki hava durumunu tahmin etmek içten bile değildi. Yapmanız gereken tek şey bir akışkan olan hava için kullanılan matematiksel fonksiyonların değerlerini bilgisayara girip sonucu bulmaktı. Determinizm ilkesine göre sıcaklık öngörülebilir bir şeydir çünkü tüm akışkanlar ve tabi ki hava navier-stroke denklemlerine göre davranırlar. Bu günün hava sıcaklığı, rüzgarın hızı vs. ertesi günkü hava sıcaklığını ve rüzgarın hızını verir. Ertesi günkü havanın sıcaklığını, rüzgarın hızı ise bir sonraki günün havanın sıcaklığını verecektir. Yani navier-stroke fonksiyonuna f dersek ve pazartesi günkü hava sıcaklığına Sıcaklık-pazartesi dersek, bir hafta içinde herhangi bir yerdeki havanın sıcaklığı söyle olacaktır;
sıcaklık-Salı= f(sıcaklık-Pazartesi)
sıcaklık-Çarşamba= f(sıcaklık-Salı)= f(f(sıcaklık-Pazartesi))
sıcaklık Perşembe= f(sıcaklık-Çarşamba)= f(f(f(sıcaklık-Pazartesi)))
sıcaklık-Cuma= f (sıcaklık-Perşembe)= f(f(f(f(sıcaklık-Pazartesi))))
vs.
Yukarıda yapılan işleme matematikte iterasyon deriz. Havanın sıcaklığı ve rüzgarın hızını belirleyen fonksiyonun sonucunu bulmak oldukça karmaşıktır ve bir insanın yapamayacağı kadar çok bölme ve çarpma içerir. Düşünce çok basitti; bir insanın yapamayacağı kadar çok hesaplamayı bilgisayar yapacaktı ve biz bir sene sonraki havanın sıcaklığını nasıl olacağını bilecektik. Yeni bir çağ başlıyordu. Her şey çok harika görünüyordu ama ufak bir sorun vardı.
Havanın sıcaklığını veren fonksiyon lineer yani doğrusal değildir ( non-lineer). Lineer bir fonksiyonda değişkenin küpünü, karesini, kare kökünü ya da sinüs fonksiyonunu almazsınız. Değişken sade bir kahve gibi durur. Lineer bir fonksiyonda örneğin f(x)= 2x +1 gibi, x’in değerini 2’den bir artırıp 3 yaparsanız fonksiyon 5’den 7’e çıkar yani iki artar. Aynı şekilde 3’den 4’e çıkartırsanız 2*4+1= 9 olur yani yine iki artar. Bu böyle hep iki arta arta gider. Şimdi fonksiyonu non-lineer yani doğrusal olmayan yapalım yani f(x)= 2*x*x + 1 yaparsak 3’den 4’e 2*16+1=33, 2*9+1= 10, yani 23 artar. 4’den beşe çıkarsak 2*25+1= 51 olur. Yani artış doğrusal ve orantılı olmaz.
Gerçek dünyada lineer yani doğrusal bir fonksiyonla açıklanabilen doğa olayı yok denecek kadar azdır. Doğa doğrusal değildir (non-lineerdir). İşleri kolaylaştırmak için fonksiyonlar sanki doğrusalmış gibi basitleştirilir. Bu tembellikten kaynaklanmamaktadır. Doğrusal olmayan fonksiyonlar, bilim insanları için hayatı çok ama çok zorlaştırmaktadırlar. Bilgisayar bulununcaya kadar doğrusal olmayan fonksiyonlarla uğraşmak neredeyse imkansızdı. Şimdi kaosa geri dönelim.
Edward Lorenz adında bir meteoroloji araştırmacısı hava tahmini için bilgisayarını kullanarak (bu bilgisayarın değil faresi, klavyesi ve hatta delikli kartı bile yoktu, veriler bazı elektrik anahtarlarını açıp kapatarak giriliyordu) basit bir hava tahmin programı yapmaya çalışıyordu. Bu program için Navier-Stroke denklemini oldukça basitleştirmişti ve bu basitleştirilmiş ama hala doğrusal olmayan (non-lineer) fonksiyon üzerinde yukarıda anlattığımız gibi bir fonksiyonun iterasyonunu bilgisayar kullanarak yapıyordu. Sonra da bilgisayardan bulduğu sıcaklık değerlerini bir grafikte gösteriyordu. Bu grafikte yatay düzlemde günler, düşey düzlemde ise sıcaklık vardı. Bu normal iniş çıkışları olan sıradan bir grafik veriyordu. Lorenz tesadüf eseri ortada bulunan bir sıcaklık değerini yuvarlayarak fonksiyonu tekrar çalıştırdı. Bilgisayara sıfırdan sonraki üçüncü basamaktaki değeri yuvarlamasını söylemişti; yani bilgisayar 15.4086 derece sıcaklık değerini 15.409 yapıyordu. günlük yaşamda 15.409 derece ile 15.4086 arasındaki 0.004 derece önemsenmeyecek kadar ufaktır. Evinizdeki termometre bunu ölçemez zaten. Bilimsel araştırmalar için kullanılan en hassas termometrenin bile hassasiyeti bu kadar küçük bir farkı yakalayamaz. Zaten bu fark da ölçüm gürültüsü olarak kabul edilir. Bir insan olarak da bu sıcaklık farkını algılayamazsınız. Bu demektir ki en küçük adımı bir metre olan bir kişi, bir yeri adımla ölçerken 10 santimlik bir mesafeyi ölçemez.
Bu kadar ufak bir değişiklik (yani 0.004 derece) bir odaya konulan bir kelebeğin vücut sıcaklığı yada kanat çırpmasıyla havanın hızında yaratabileceği değişikliğe karşılık gelir.
Lorenz sağduyulu davranıp bu kadar ufak bir değişikliği tabi ki göz ardı etti ve fonksiyonu bilgisayarda yeniden çizdirdi. Normalde başlangıç değerleri arasında 0,004 derece kadar bir fark olan iki fonksiyonun sonuçları arasında bir fark olmaması beklenirdi. Yani x’deki değişiklik o kadar ufaktı ki fonksiyondaki değişiklik olmaması ya da gözle görülür bir değişiklik olmaması beklenirdi. Yani başlangıç değerini (pazartesi ölçülen hayali sıcaklık) 15.4086 derece yada 15.4090 aldığınızda otuz gün sonraki sıcaklığın aynı olmasını beklersiniz değil mi? Bu kadar ufak bir sıcaklık farkı değişiklik yapmaması gerekir, değil mi?
Lorenz de sizin gibi düşünüyordu. Zaten sağduyulu düşününce böyle olması gerekmez mi? Bu yüzden otuz gün sonraki sıcaklıkta farklı başlangıç değerleri için çok büyük farkı görünce önce bilgisayarın bozulduğunu düşündü. Çünkü her iki fonksiyon başlangıçta önce birbirine çok yakın hareket ediyor (ki beklenen de budur) fakat sonra birbirlerinden uzaklaşıyorlar ve ortaya bambaşka iki farklı fonksiyon çıkıyordu. Bu hiç ama hiç beklemediği bir sonuç olduğu için, Lorenz önce bilgisayarını kontrol etti. Bulduğu sağduyuya uyan bir sonuç değildi. Tekrar tekrar kontrol ettikten sonra bilgisayarında ve programda hata olmadığını görünce bunu bir makale olarak yayınladı. Kaos ya da non-lineer dinamik biliminin başlangıcı olan bu makale sadece meteorologlar için yayınlanan bir dergide unutulup kaldı. Fakat sonra yeniden keşfedildi ve kaos teorisinin başlangıç noktası olarak kabul edildi.
Lorenz’in bilgisayarda bulduğu sonuçlardan çıkardığı sonuç şuydu;
Doğru ve güvenilir bir uzun vadeli hava tahminini asla yapamazsınız. En sağlıklı hava tahmini belli bir süreyi aşamaz çünkü uzun vadede hava tahmini kaotik davranır. Çok hızlı ve gelişmiş bilgisayarlarınız olsa bile, başlangıçta değerindeki çok ama çok ufak bir sapma bizi çok farklı sonuçlara götürecektir.
Başlangıç değerine aşırı hassasiyet daha sonra “kelebek kanadı etkisi” olarak adlandırıldı. Yani sakin bir ada da perilerle dolu huzur içindeki bir ormanda mutluluk içindeki bir kelebeğin kanat çırpışı yüzlerce kilometre uzaklıktaki korkunç bir fırtınaya yol açabilecek değişikliğe neden olabilir. Bu bir fantezi yada kurgu değildir yukarıda gösterdiğimiz gibi bilimsel bir gerçekliktir. Eğer kelebek kanatlarını çırpmasaydı, modelimize göre fırtına çıkmayacaktı.
Kaos sadece meteoroloji alanında değil hayatın her yerinde var. Kanada’daki vaşak popülasyonunun gösterdiği değişikliklerden, borsa endeksinin iniş çıkışları, bir fincan kahveye damlattığınız süt damlasının alacağı şekil ve bir kül tablasında duran sigaradan çıkan dumanın alacağı şekil hep kaotiktir. Keyifle tüttürdüğünüz sigaranın dumanının alacağı şekli, en gelişmiş bilgisayar bile önceden tahmin edemez çünkü başlangıç koşullarını belirlemek mümkün değildir. Tütündeki ufak bir hava boşluğunun boyutları ya da dış sıcaklıktaki çok ufak bir değişiklik sigara dumanında hiç umulmadık değişikliklere yol açabilir. Bu yüzden hiçbir sigara dumanı bir diğerine benzemez.
Kaosun etkisi yaşamımızda ufak tesadüfler olarak kendini ortaya koyar. Hayali durumlar yaratabilirsiniz. Diyelim ki bir otobüste gidiyorsunuz ve yanınızda sevimli bir yaşlı teyze var. O sırada otobüse binen bir başka teyzeye yer veriyorsunuz. İki yaşlı teyze tatlı bir sohbete dalıyorlar. Siz de onlara bakıp gülümsüyorsunuz ve otobüsten iniyorsunuz. Bu noktadan sonra ne olduğunu siz bilmiyorsunuz. Hikayeyi bu noktadan sonra herkesin kabul edebileceği makul sınırlar içinde devam ettirebiliriz. İki yaşlı teyze ahbaplıklarını ilerlettikten sonra, evlerinin birbirlerine yakın olduğunu öğrenince tekrar görüşmek isterler. Evlerine gidip gelirler ve aralarında bir dostluk gelişir. Sonra torunları da tanışır ve evlenirler. Siz farkında olmadan iki insanın evlenmesine yol açan olaylar dizisini başlattınız. Yani kanadını çırpan kelebek bu örneğimizde sizsiniz.
Örneklerimizi tarihsel olaylara da taşıyabiliriz. Adolf Hitler’i sürekli döven alkolik babası, doğru dürüst bir baba olsaydı yakın tarih nasıl olurdu? Bir Sırp milliyetçisinin Avusturya veliahtına suikast yapmasıyla birinci dünya savaşı başlamıştır. Örnekleri çoğaltmak mümkün ama ne demek istediğimi anladınız sanırım.
Yazının en başında verilen tekerleme benzeri özdeyişte görülebileceği gibi, günlük yaşamdaki bu kaotik etkinin çok eskiden beri insanlar farkındaydı. Kaosun bir bilim halini gelmesi için bu yüzyılı beklemek gerekiyordu.
Gördüğünüz gibi çok ufak etkiler çok büyük sonuçlar doğurabiliyor. Kelebek kanadı umduğunuzdan çok daha güçlü ve tabi ki sizde sandığınızdan çok daha önemlisiniz. Kaos teorisini kavramak sizde ne gibi etki yapar bilemiyorum. Ama en azından biraz daha nazik ve sevecen olmanın bilimsel açıdan daha doğru olduğunu görebilirsiniz.
Ahlaki yönü dışında kaos teorisinin bize öğrettiği bir şey daha var: geleceği kimse bilemez ve belirleyemez. Ne kadar ince planlarsanız planlayın, şu anın dokusunda yer alan ufak bir kelebek kanadının çarpması bütün her şeyi baştan aşağı değiştirebilir.
Diyelim ki bir süper güçsünüz ve geleceği kendi çıkarlarınıza göre belirlemek istiyorsunuz. Kontrol edemeyeceğiniz o kadar çok şey var ki… Örneğin bir yerlerde perilerle dolu, huzur dolu bir ormandaki mutlu kelebeğin kanadının ne zaman ve ne şekilde çarpacağını belirleyemezseniz, geleceği de belirleyemezsiniz.
Filed under: Genel | Leave a Comment
Tags: kaos, nedir, teorisi
Hayat Denklemi
bi fizik denkleminin hayatın bir gerçeğini bize nasıl gösterdiğini şöyle bir örnekle gösterebiliriz:
soru : neden ilkokulu zor bitirmis bazı işadamları, ünlü profesörlerden
fazla para kazanırlar?
bakın nasıl olduğunu açıklayayım
birinci hüküm: bilgi, güç’tür
ikinci hüküm: zaman, para’dır
bu iki hükme itirazı olan yoktur sanırım..
işte şimdi okullarda öğretilen fizik denklemine geldi sıra…
fizik biliminde kanıtlanmıştır ki:
güç = iş/zaman
bilgi = güçtür (birinci hükme göre)
zaman = para (ikinci hükme göre)
bunları denklemde yerine koyalim,
bilgi=iş/para olur.
buradan parayı çekersek…
para = iş/bilgi
bu formülde bilgi sıfıra yaklaşırsa para sonsuza doğru gider.
sonuç 1: “ne kadar az bilirsen o kadar çok kazanırsın” ya da “sabit bir
para/ bir maaş alabilmek için, bilgin ne kadar fazlaysa, o kadar fazla iş
yapman gerekir”.
sonuç 2: boşuna okumuşuz…..
Sonuçlardan görüldüğü üzere, denklem yardımı ile hayatın önemli bi gerçeği ispatlanmış oluyor…
Filed under: Kaos Teorileri | Leave a Comment
Küresel Gerçek
KÜRESEL ISINMA NEDİR?
Karbondioksit ve diğer gazlar güneş ısısını atmosferde tutarak gezegenin yüzeyinin ısınmasına yol açar. Bu ısınma iyi bir olaydır çünkü gezegenimizin yaşanacak bir yer olmasını sağlar. Bunun yanında kömür, gaz, petrol gibi fosil yakıtları tüketerek ve ağaçları keserek dünyanın atmosferindeki karbondioksit oranını yükseltmiş durumdayız, ki bu da sıcaklıkların sürekli yükselmesine neden oluyor.
Bilimadamlarının birçoğu küresel ısınmanın gerçekliği konusunda hemfikir, küresel ısınmanın aktif bir şekilde devam ettiğini, bunun doğal bir olay olmaktan çok insanların aktiviteleri sonucunda oluştuğunu söylüyorlar. Kanıtları ise çok kuvvetli ve inkar edilemez düzeyde.
Değişimleri şu anda da gözlemleyebiliyoruz. Buzullar eriyor, birçok hayvan ve bitki yaşam alanlarının dışına çıkmak zorunda kalıyor, ciddi boyuttaki fırtınaların ve kuraklıkların sayısı artıyor.
—
4. ve 5. kategorideki kasırgaların sayısı son 30 yılda iki katına çıktı.
Sıtma hastalığı Kolombiya Andları gibi denizden 2000 metre yüksek yerlere de yayılmaya başladı.
Son on yılda Grönland’da eriyen buzulların oluşturduğu akıntı iki katına çıktı.
En az 279 çeşit bitki ve hayvan türü küresel ısınmanın etkisiyle kutuplara doğru harekete geçti. Isınma devam ederse, bu büyük bir felakete yol açabilir.
Küresel ısınma sebebiyle ölen insan sayısı sadece 25 yılda iki katına çıkacak’ ki bu da yılda 300 bin kişi ediyor.
Dünyada deniz seviyesi 6 metreden fazla yükselebilir, bu da Grönland’ daki ve Antarktika’ daki üst buz tabakasının kaybına yol açar, dünyanın birçok yerinde kıyı bölgeleri zarar görür.
Sıcak hava dalgaları daha sık ve daha yoğun olacak.
Kuraklıklar ve yangınlar çok daha sık görülecek.
2050 yılına kadar Kuzey Kutup Denizi’nde yazları buzul kalmayabilir.
Bir milyondan fazla tür 2050′ ye kadar yok olma tehlikesinde
Filed under: Kaos Teorileri | Leave a Comment
Çok güzel bir site
http://www.neiu.edu/~ayjamess/hmmm.htm#Main
Filed under: Kaos Teorileri | Leave a Comment
Akıl İle Zekanın Farkı
Akıl aslında bir kabiliyettir, zeka da öyle. İkisi arasındaki en önemli fark, bir başkasından akıl alabilirsiniz ama zekayı asla. O, her insanın kendisine mahsustur.
Bir hastalık söz konusu olmadığı sürece şüphesiz herkesin aklı vardır. Akıllı olmak, kendi davranışlarını bilmek, kontrol edebilmek, doğru ve yanlışlarını değerlendirebilmek yeteneğidir.
Akıl, insanı hayvandan ayırt eden en önemli faktördür. Hayvanlar yalan söyleyemez ama insanlar sık sık bu yola başvurur. İşte insandaki yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda fikir yürütebilme, görüş belirtebilme yeteneği akıldır.
‘Ah şimdiki aklım olsaydı’ lafını çok işitmişizdir. Demek ki, akıl insan olgunlaştıkça da değişiyor ve insanın kendisi de bunun farkına varıyor. Bir insan değişik fikirlerle diğerinin aklını karıştırabilir. Hayret verici, şaşırtıcı şeyler insanın aklını durdurabilir.
Bir şeyin içeriğini anlamamak ‘akıl erdirememek’ olarak nitelendirilirken başkalarının çözemediği bir sorunu çözen kişiye ‘bir tek o akıl etti’ denilir. Birine bir yol göstermek ona ‘akıl vermektir. Bir şeyi hatırlamak, unutmamak ‘akılda tutmaktır. ‘Akılsız’ tanımı ise doğru ve isabetli düşünemeyen anlamında kullanılır.
Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yeteneğidir. Genel olarak zekanın 12 yaşına kadar hızla geliştiği sonra gelişme hızının yavaşlayarak 20 yaşına kadar sürdüğü, orta yaşlarda ise zeka seviyesinin sabit kaldığı kabul edilir.
Zeka hayvanlarda da vardır. Hayvanlarda zeka bir nevi içgüdüsel olaydır. Şüphesiz hayvan zekası insana göre gelişmemiştir ama her iki zeka türü de sinir sistemi ile ilgilidir. İnsanı ayıran, evriminde oluşmuş konuşabilirle özelliği, dik durabilmesi, el yapısı nedeniyle aletleri kullanabilmesi ve gelişmiş beyin ve sinir sistemidir.
Zeka, bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir müzik bestecisi kendi duygusal yapısının içersinde en karışık eserleri aklıyla değil zekası sayesinde oluşturur. Biz bu kişilere ‘müzik dehası’ diyoruz. Ancak bu müzik dehaları en basit bir matematik problemini bile çözemeyebilirler.
Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere, iradeye ve bilgi edinme isteğine göre farklılıklar gösterebiliyor. Akıl somut olarak ölçülemez ama zeka pek sağlıklı olmasa da IQ denilen bir testle ölçülmeye çalışılıyor.
Filed under: Kaos Teorileri | Leave a Comment
Bebekler Neden Sol Kucakta
Yapılan çalışmalarda insanların farkında olmadan sağ ve sol ellerini tercihli kullandıkları tespit edilmiştir. Annelerin çocuklarını sol kollarında tutma temayülleri bir sevk-i ilahi olduğundan, bir anneye neden çocuğunu kucağındayken solda tuttuğunu sorarsanız, çoğunlukla bunun herhangi bir sebebinin olmadığını söyler. Bilhassa annelerin yavrularını sol kucaklarına alıp sol kollarında tutmaları, araştırma mevzuu olmuştur. Kadınların % 85’inin (yaşlarına ve evli olup olmadıklarına bakılmaksızın), bebekleri kucaklarına aldıklarında sol kollarına alıp öyle tutmaları hususu, ‘Nature’ dergisinin 26 Şubat 2006 tarihli sayısında incelenmiştir.
İnsanların çoğunda beynin sağ tarafı, vücudun sol tarafını ve duyguları kontrol etmede vazifedir. Bundan dolayı, bebeğin ağlaması, gülmesi veya esnemesi gibi hissi uyarılar sol taraftan geldiğinde, anne tarafından daha kolay algılanır. Bebek sağ kucağa yatırıldığında ise, bebekten gelecek tepkiler, annenin sol yarımküresine yönlendirilir. Fakat beynin sol tarafı duyguların analiz ve değerlendirilmesinde vazifeli olmadığından, bebek ile anne arasındaki iletişimde kopukluklar yaşanabilir.
Bebeklerin emniyet hissi sağlıklı gelişmeleri açısından çok önemli olduğundan, bebek annesinin kalp atışlarını duyma ihtiyacı hisseder. Anneler açısından gayri ihtiyari gerçekleşen ve Rabb’imizin merhamet ve şefkatinin annelerdeki tezahürlerinden biri olan bebeği sol koluyla sol kucağında tutma tercihi, bu ihtiyacı karşılamaya hizmet eder.
Bu davranışın vücudumuzdaki organların fiziki yerleşimiyle de bağlantılı olduğu düşünülmektedir. İnsan bedeni anatomik açıdan simetrik yaratılmış olmasına rağmen, bazı iç organları asimetrik olarak yerleştirilmiştir. Mesela oldukça ağır olan karaciğer sağdadır: İki loblu akciğerin sağ lobu, sağ el, kol ve bacak soldakilere nispeten daha ağırdır. Solda zannettiğimiz kalb de oraya yakın bir yerde bulunur. Anatomik açıdan kalbin üst kısmı sola yatık olduğundan ve kalb sesleri kalbin üst tarafından geldiğinden, kalbimiz tam solda zannederiz. Bütün iç organların bu şekilde yerleştirilmesiyle, vücudun kütle merkezi ortada değil tam olarak bilemediğimiz hikmetlere binaen, hissedilir derecede sağ tarafta takdir edilmiştir.
Fiziki kanunlar açısından ayakta dengeli durabilmemiz için ağırlık merkezinden geçen dikey çizginin, zeminde iki ayağımızın ortasına denk gelmesi gerekir. Anneler bebeklerini sağ kollarına ve bacaklarına alsalardı, destek gereği sol kollarını da sağa doğru çekeceklerinden, zaten sağ tarafta olan kütle merkezi iyice sağa kaymış olacak ve dengenin sağlanmasında zorluklar yaşanacaktı. Böyle bir durumda anneler ani bir dengesizlikte düşme tehlikesi yaşayacakları gibi, evlatları da tehlikeye maruz kalabilecekti.
Bebek gayrı ihtiyari olarak annenin sol kucağına yatırıldığında ise, annenin sağda olan ağırlık merkezi sola ( vücudun ortasına) doğru kayarak denge daha da güçlendirilmiş olur. Dengeyi kaybetme tehlikesi olmaksızın bebek kucakta emniyet içinde rahatlıkla taşınır.
Öte yandan, kucakta tutulan bebeğin annenin kütle merkezine tesiri ve ağırlığının annenin her iki koluna dağılması da çok önemlidir. Bebek sol kola alındığında bebeğin ağırlığının çoğu solda; sağ kola alındığında ise ağırlığının çoğu sağda olur. Annenin sağda olan kütle merkezini ortaya doğru kaydırmak için bebek sola alınmalıdır. Bebek sol kucağa alındığında, başının ağırlığı annenin sol kolu üzerine, geri kalan kısmının ağırlığı ise sağ koluna biner. Diğer bir ifadeyle bebeğin kütle merkezi, sağ kola daha yakın olur ve daha güçlü olan bu kol daha fazla yük taşır. Sol kol zayıf olduğundan sadece bebeğin kafasını dikkatlice desteklemekte kullanılır. Anne, bebeği sağ kucağında tutarsa, zayıf olan sol koluna daha fazla yük bineceğinden bu defa anne, bebeği taşımakta zorlanır.
Annelerin bebekleri gayri ihtiyari sol kucaklarına almalarının bebeğe daha fazla emniyet kazandırdığı da tespit edilmiştir. Bir çarpma, darbe veya düşmeye karşı insan genelde sağ kolunu ve omzunu siper alır. Sol kucağa alınan ve başı sol tarafa doğru tutulan bebek böyle bir tehlike karşısında emniyette olur. Mesela, düşme anında anneler bebeği sağ kucağına alıp,başını sağ tarafta tutsalardı, kendisinin korumak isteyen anne farkında olmadan sağ elini bırakacak ve bebeğin kafası bir yere çarpma tehlikesi geçirecekti.
Hadiseye bebek açısından yaklaşacak olursak, annenin bebeği sol koluna yatırıp tutması, dengesini daha iyi sağlamasının yanında, sol kolda tutulan ve yüzü annesinin sinesine dönük olan bebeğin sağ tarafına yatmış olması da önemlidir. Çünkü insanın yatma şekliyle sağlığı arasında münasebet vardır. En rahat yatma şekli, bebeğin anne karnındaki duruş şeklidir. Sağ eli başın altına koyup sağa dönerek yatıldığında, kalbe baskı olmaz ve rahat nefes alıp verilir. Bu yatma şekli Peygamberimiz ’in (sas) sünnetlerinden olup, yatma adabı olarak uygulanmaktadır. Bebekler sol kola alınıp yatırıldığında anne karnındaki yatış pozisyonunu kazanırlar.Böylece alışık oldukları konumda yattıklarından çabucak sakinleşir veya uykuya dalarlar.
Açıkça görülüyor ki, meseleyi farklı yönlerden ele aldığımızda bebeklerin sol kucağa alınıp, sol kol ile desteklenmeleri hem bebek, hem de anne açısından çok sayıda fayda sağlamaktadır. .
Filed under: Kaos Teorileri | Leave a Comment
Doların Gizemi
1 dolar’ın ön yüzünde yazan “FEDERAL RESERVE NOTE” yazısı,federal rezerv’in senedi anlamına gelmektedir.Yani,altın veya gümüş olarak karşılığı olmayan “sanal kağıt” anlamına gelir.

1 dolar’ın arka yüzünde yazan “IN GOD WE TRUST” yazısı,güvendikleri tanrının para olduğu anlamına gelir.

1 doların arkasında,12 katlı piramit ve bir de göz vardır.12 kat Yakup’un 12 oğlunu yani 12 İsrail boyunu ,piramit’in tepesinde ki ışıklı göz ise “Her şeyi gören göz” yani Yehova anlamına gelmektedir.Bu 12 oğul ve Yakup’u temsil eder.13, Kabalistik ebcet hesabına göre de, sevginin birliği,İsrail’İn birliği anlamına gelmektedir.Ancak 12 katlı piramit ile göz arası açıktır.Bunun anlamı da,hedefledikleri “Tek Dünya Devleti”ni kuramadıklarından kaynaklanır.
Ayrıca piramit’in üst kısmında yazan “ANNUIT COEPTIS” yazısını görmekteyiz.Bu yazı,başladığın işi bitirmek anlamına gelmektedir.Bu da gene Tevrat kaynaklıdır.”Kudüs’ten başlayan yılan,zaferle zincirini tamamlayıp yine Kudüs’e dönecektir.”
Piramidin alt kısmında yazan “NOVIS ORDO SECLORUM” yazısını görmekteyiz.Bu da,çağların yeni düzeni,yeni dünya düzeni ve tek dünya devleti anlamına gelmektedir.

Piramidin altında ki rakamlar (MDCCLXXVI) 1776 tarihini gösterir.Bu tarih de Illüminati ‘nin kuruluş tarihidir.İlluminati “Aydınlanmışlar” anlamındadır ve Efendiler denilen süper zenginlerin yönettiği bir dünya komplosudur. 1772 yılında Wilhelm-Bader Kongresinde, masonlar İlluminati ile birleştiklerinden,bu tarih masonlar için de önemlidir

Kartal’ın ağzında ki “E PLURIBUS UNUM” yazısı da,birçokları arasında bir tane demektir ki,Tevrat’ta kullanılan seçilmişlik,tanrıoğlu ayrıcılığının simgelenmesidir. Kartalın gövdesinde ki 7 dikey çizgi, “Kutsal Şamdanı” ve 7 kiliseyi (Efes, İzmir,Bergama,Akhisar,Salihli, Alaşehir ve Pamukkale) simgeler.
Filed under: Kaos Teorileri | 4 Comments
Kaos Teorisi ve Blog
Öncelikle neden böyle bir blog açmayı gerek duyduğumu açıklayım.Aslında tamamen meraktan dolayı açtım bakalım neler bulacam neler ispatlanmış neler yapılmış gizli olanlar nelermiş gibi anlıyacağınız tamamen merak…..
Kaos Teorisine gelince;
kaos teorisi feigenbaum tarafından bulunmuş bir teoridir.açılımı dengesiz ve alakasız görünen herşey aslında birbirini tamamlayan bir döngünün parçasıyıdır yani kelebek etkisidir.
Kelebek etkisi : Dünyanın bir ucundaki kelebeğin kanat çırpması dünyanın diğer ucunda bulunan bir yerde fırtına çıkmasına neden olur mantığıdır…yani size alakasız ve tesadüf olarak görünen olaylar tamamen başka bir olayın oluşumu sonuçu ortaya çıkar.buda tesadüfü yok eder.Kaos teorisinin mantığı budur daha ayrıntılı bilgi için http://tr.wikipedia.org/wiki/Kaos_teorisi wikipedia’yı öneririm…
Ayrıca bknz : http://www.eminari.com/denemeler/kaosteorisi.htm
Filed under: Kaos Teorileri | 1 Comment
Ara
-
Blogroll
